Kışın Gidilecek Gizemli Oteller

Kurban Bayramı Tatil Kaçamakları: Kasım 2010 - Editör:  Izim Bozada
 
Şu kısa ömrümüzde çeşitli telaşlarımızdan sıyrılarak kendimize, ailemize, sevdiğimize ve ruhumuza ne kadar vakit ayırabiliyoruz? Yaş ilerledikçe daralan özel zamanımızı ne kadar içimize sinerek değerlendirebiliyoruz? Seyahat etmeyi,  yeni yerler görmeyi, daha önce hiç kalmayı bile hayal etmediğimiz yerlerde kalmayı ne kadar planlayabiliyoruz? Sınırlı olan zamanımızı en özel şekilde geçirmek için istediğimiz “özel”likte bir oteli gerçekten kolayca seçebiliyor muyuz?  
Çocukluğundan bu yana yeni yerler görerek bu güzel dünyayı tanımaya gönül vermiş seyahat tutkunları olarak, Türkiye’nin eşsiz ve her duyuya hitap eden misafirperverliğini doğrudan ev sahibinin elinden yaşamaya imkan veren küçük ve butik, Hip (Highly Individual Place: doğrudan kişiye özel hizmetlerin sunulduğu mekan) ve tasarım (ünlü bir mimar/tasarımcının imzası ile bulundukları bölgenin estetik öğelerinin kimliğini taşıyan oteller) otellerini, bizlerle aynı ihtiyaçlara ve beklentilere sahip siz seyahat tutkunlarına www.kucukoteller.com.tr ile sunmaya, tanıtmaya gayret ediyoruz.

Bilgi ve birikimimize dayanarak özenle seçtiğimiz, sadece yazın değil kışın da romantik kaçamaklar için bize göre “olmazsa olmaz” diye nitelendirdiğimiz bazı butik otellere önümüzdeki Kurban Bayramında keyifli bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?



Alp Paşa Hotel – Kaleiçi / Antalya: 1995 yılında, kısmen yenilenmiş ve ağırlık olarak da restore edilmiş Kaleiçindeki otantik tarihi binalar içinde dikkatimizi çeken, bütün tarihi ve mistik özellikleri ile yeniden restore edilmiş 300 yıllık 4 konağın dekore edilmesiyle oluşmuş olan Alppaşa Hotel. Modern bir otelde olması gereken her konfora sahip. Odalar, yaklaşık 150 yıl öncesi olduğu gibi aynı renkte. Antik dolaplar, işlemeli bir baca ve güzel bir çakıl mozaikten çeşme ve otel restorasyonu sırasında bulunmuş olan tarihi eserlerin sergilendiği özgürlük parkı burayı farklı kılıyor. Sabah uynadığınızda terasınızdan Kaleiçi manzarası ile uyanabilir, sevdiğinizle birlikte konağın özel dokusuna sahip avluda, havuz kenarında şarabınızı yudumlayarak günü noktalayabilirsiniz. 



Antalya’da bir diğer unutulmaz ve özel destinasyon ise tabiki Kaş! Eğer Kaş'a daha önce geldiyseniz,tekrar geleceğinize dair şüphe yok.. Kaş'ı bilmeyenlerin ise gelip kendilerinin görmesi gerek! Kaş, Akdeniz'de yurdumuzun en güzel ve doğallığını ve bakir havasını hala kaybetmemiş ender köşelerinden biri. Güneş, deniz, doğa ve tarihin böylesine içiçe geçtiği az yer vardır. Kaş’a 4 km. mesafede bulunan Çukurbağ yarımadasında denize sıfır konumda hem denize hem dağlara karşı harika bir manzarası olan Hotel Club Barbarossa ise Kaş’ı daha da özel kılan bir küçük butik otel. Her bir odasının harika deniz manzarası var. Şehirden kaçarak sessizlik ve kendinizle buluştuğunuz bu özel noktada denizle bütünleşen bir manzara içinde havuza mı girmek, yoksa pırıl pırıl kristallikte denize mi girmek ya da, yaz esintisini kıyıda deniz kokusuyla mı birlikte yoksa havuz başında koy manzarası ile mi birlikte hissetmek…Burada karar vermeniz gereken en zor konular bunlar… http://www.kucukoteller.com.tr/hotel-club-barbarossa 



Antalya’dan biraz kuzeye doğru, Çanakkale’ye çıktığımızda bizi Assos karşılıyor. Antik Assos kenti içinde yer alan  Behramkale Köyünün çevresinde bulunan  Ayvacık mevkiinde, Sazlı Sardunya otel’deyiz şimdi..  Pırıl pırıl bir denize mesafesi 1,5 mt olan, Midilli ve Ayvalık'ın tam karşısında, 150 yıllık bir zeytinyağı fabrikasında tarihin kokusuyla, ev sahibi Şebnem Hanım’ın dostluğuyla mavi ile yeşilin buluştuğu, ne tam mavide ne de tam yeşilde kalan, muhakkak kaçılması gereken bir yer. Güvenilir ve sakin, her şeyi unutup arzu edilen huzura kavuşacağımız, odanızdan çıkar çıkmaz denize girebileceğiniz bir rehabilitasyon merkezi adeta....


Assos’ta özel tatil planları için unutulmaması gereken bir diğer özel nokta ise güneyinde Midilli Adası’nın çekici görüntüsü, kuzeyinde İda (Kaz) Dağları’nın temiz ve serin esintiyle de kutsanmış, Behramkale Köyü’nün merkezinde yer alan Assosyal Otel. Bu eski köy ağası evi, oya gibi işlenmiş Osmanlı tarzında döşenmiş, eski zamanların el kakması ahşap işçiliğinin tüm güzelliklerine sahip 13 odası, oturma odası, terasları, yemek ve salatalarda kullanılan organik ürünleri yetiştirdikleri bahçesi, gurme mutfağı ile görülmeye değer. Hakikaten teraslarında, güzel bir içki eşliğinde manzarayı ve gün batışının dayanılmaz romantizmini yaşamak neredeyse bir zorunluluk. http://www.kucukoteller.com.tr/assosyal-otel


Assosyal’den izlediğimiz İda (Kaz) dağlarının eteklerinde Osmanlı ve Rum kültürünün kesiştiği bin yıllık geçmişi olan ; tarihsel dokusu bozulmamış, Edremit Körfezini kucaklayan Adatepe köyünde bir başka otel,18.yüzyıl Osmanlı Dönemine ait Hacı Mehmet Efendi tarafından yapılan tarihi bir han; Hünnap Han Hotel bize el sallıyor. Amaçları “kent yorgunu” insanımızı dinlendirmek olan Şükran  ve Muzaffer Bayraktar çifti bunu başarıyor.  Şükran Hanım’ın elinden çıkan lezzetli ev yemekleri, Muzaffer Bey’in zengin şarap zevki ve tatlı sohbet eşliği insanın gerçekten kendisini evinde hissetmesine yetiyor. Başbaşa yemek yerken ortamın sessizliğini bozmamak adına “küçük ses” inizle konuşuyor ve farkında olmadan yaşadığınız romantizme değer de katıyorsunuz. Kadehinizi bile sadece ikinizin arasında kalmasını istercesine hafifçe dokunduruyorsunuz. Gün içinde ise isteğinize bağlı düzenlenecek doğa yürüyüşü ve at gezileri, Assos, Troya, Sarıkız  turlarına doyum olmuyor. http://www.kucukoteller.com.tr/hunnaphan



“Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Bozcaada'yı yaratmış”
Peki, Çanakkale’nin şirin adası Bozcaada'ya gitmemek olur mu? Bozcaada’ya gittiğinizde ünlü tarihçi ve filozof Heredot'un söylediği yukarıdaki cümlenin ne kadar doğru olduğunu anlayacaksınız. Antik dönemlerden günümüze uzanan sürükleyici tarihi, huzur dolu enfes koyları, kristal kadar temiz denizi, eski Rum evleriyle bezenmiş dar sokakları, tertemiz havası, birbirinden lezzetli deniz ürünleri, Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesinde de bahsettiği meşhur üzüm bağları ve şaraplarıyla eski adı TENEDOS olan BOZCAADA, Çanakkale bölgesinin önemli turistik merkezlerinden biri. Akvaryum Bozcaada Otel ise ada, üzüm ve şarap kültürünün mimari tasarım ve dekorasyon ile birleşip sunulduğu güzel örneklerden biri. Bu otel pek çok açıdan türünde tek olabilecek bir eşsizlikte birkaç günlük kaçamak isteyenler için birebir. Yerel Rum mobilyaları ile döşenmiş odalarındaki farklı ortam bir çok farklı ve özel aktiviteyi içinde barındıran bir dünya… http://www.kucukoteller.com.tr/akvaryum-otel

Çanakkale’de komşusu Balıkesir’e geçersek, mitolojik tarihiyle ünlü Kazdağları'nın eteklerinde kurulu olan Balıkesir’e bağlı Altınoluk Köyü, Alplerden sonra dünyada oksijeni en bol ikinci yer. Yani köyün havası oldukça meşhur. Köyün Çam Mahallesi, özellikle solunum rahatsızlığı çekenlerin en çok tercih ettikleri yerler arasında ön sırada. Altınoluk Köyü'nün korunan otantik havasını solumak, ve bu nostaljik yörede konaklama için Papazlıkhan’ı öneriyoruz...Tarihi dokusu epeyce zedelenmiş olarak günümüze ulaşan Altınoluk Köyü'nde ayakta kalmış az sayıdaki mimari örneklerden biri; Papazlıkhan. Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında hizmete açılan konak köyün ilk otellerinden. Taş yapının Midilli, Ayvalık ve Edremit Körfezi'ne hakim olağanüstü bir manzarası var. Özellikle kahvaltısı nefis. Taze peynirler, ev yapımı reçeller, köy ekmeği, bahçe domatesleri ve biberleri, nar ekşili zeytin yağı ile kendinize bir sabah ziyafeti çekebilirsiniz... Bir otelde aranan her türlü konforu, sıcacık bir yuva ortamında sunan Papazlıkhan, çok eski çağlardan beri tanrılara yakıştırılan bir doğanın içinde; bölgenin meşhur havası ve suyundan payını almak isteyen herkese açık... 


Iki kıtanın birleştiği mi desek, ayrıldığı mı desek, bilinmez ama birşey varki o da İstanbul boğazının belki de dünyanın en özel yeri olduğu. İstanbul'a boğazın en keyifli yerinden bakarken kendinizi evinizde hissettirecek rahatlığı ve tarihi dokusuyla Neo Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Bosphorus Palace Hotel yani, Debreli İsmail Paşa Yalısı, Boğaz Köprüsü' nün Beylerbeyi ayağında bulunuyor ve sizleri göz alıcı boğaz manzaralı yalıda bu ayrıcalığı yaşamaya davet ediyor. 14 odası olan boğazın bu romantik otelinin eski kayıkhane bölümündeki, suyun restoranı çevreleyen camıgeçip ayalarınızı ıslatacak gibi gelip gittiği Bosphorus Palace isimli restoranında sevgilinizle başbaşa yemek yemeli ve ömrünüze ömür katmalısınız. 


Şimdi boğazdan biraz uzaklaşarak İstanbul’un merkezine, Taksim Meydanı’na birkaç adım uzaklıkta Beyoğlu’nun en ünlü mağazalarına, restoranlarına, gece kulüplerine, sinema ve tiyatrolarına, konser salonlarına yürüme mesafesinde, Sıraselviler cad. No:12’de, 103 yıllık bir binanın yaşanmışlığı ve modern dünyanın olanakları ile uyum içinde olan Lush Hotel’e geldiğimizde Pera’nın nostaljisi, Beyoğlu’nun hareketli, ışıltılı, çok kültürlü, çok renkli ve çok sesli hayatını görüyoruz. Sunduğu olanaklar ve konfor ise iddialı bir şehrin modernitesinin bir kanıtı. 22 birbirinden farklı döşenmiş odada otelin adını da koyan HIP-“highly individual place” yani “öncelikli olarak kişiye özel” diyebileceğimiz  havayı yaşamamak imkansız. İstanbul’un göbeğinde herkesin içinde sadece size ve sevdiğinize özel kalabilen, romantic bir buluşma noktası...
 
Ağva’da 8 adet bağımsız girişi olan konuk evlerinin bulunduğu Tranquilla Nehir Evi ise restoran ve bar olarak hizmet veren tümüyle kütükten imal edilmiş kır evi olarak yüksek tavanlı özgün mimarisi ve şöminesi ile kış aylarında sıcak ve samimi bir ortam sunuyor. Tümüyle doğal malzemelerden inşa edilen Tranquilla'daki en zevkli faaliyetlerden biri yatmak. İster elma ağaçlarının gölgesindeki hamaklardan birinde, ister çimenlerin içinde, ördekler ve kurbağalardan kurulu bir koroyu dinlerken kendinizden geçiyorsunuz. Daha geç saatlerde Tranquilla en az gün içinde olduğu kadar sakin, huzurlu ve romantik. Akşam yemeğinizi nehrin üzerine kurulu iskelede ya da kapalı restoranda alabilir, ve  sakin bir şekilde “ev”inize çekilebilirsiniz. http://www.kucukoteller.com.tr/tranquilla-nehir-evi

İzmir denince akla Çeşme, Çeşme denince akla artık Alaçatı geliyor. Alaçatı’nın hikayesini anlatmadan edemeyeceğim. Neden bu kadar popüler oldu? 1850 lere kadar limanda kurulu bir kasaba iken o yıllarda etraf yağışlarla iyice bataklık haline gelir ve halk sıtmadan kırılmaya başlar. Bunun üzerine bataklığı kurutmak için Ege adalarından Rum işçiler getirtilir. Gelenler denizden 1000 metre içeride, civardaki yumuşak beyaz taşı işleyerek bugün hayranlıkla koruduğumuz evleri inşa ederek yeni Alaçatı'yı kurarlar. Toprak bağcılık, zeytincilik, badem, dut ve sakız tarımı için çok elverişlidir. Limandaki şarap fabrikasından dünyanın her yerine Alaçatı şarapları gönderilir. Balkan Savaşı ile birlikte göç de beraberinde gelir ve 1924'te mübadele ile Alaçatı artık Kosova, Bosna ve Selanik göçmenlerinin yerleştirildiği bir kasaba halini alır. Kasabanın kaderi 1990 lardan sonra windsurf meraklılarının gelmesiyle değişmeye başlar; bu arada taş evler de keşfedilir, onarımlar başlar. 
Bugün Alaçatı dünyadaki en popüler windsurf merkezlerinden biri ve bakir, bembeyaz kumsallarıyla, korunmuş mimari dokusuyla, güler yüzlü ve ilerici halkıyla, pek çoğunu kadınların işlettiği özenli otel, restoran, cafe ve butikleriyle, tekrar canlanmaya başlayan bağcılık, zeytin ve lavanta tarımıyla haklı olarak Türkiye'nin en güzel kasabalarından biri haline gelmiştir. 
La Capria Suite Hotel  ise Alaçatı meydanına yakın, taş yapı küçük bir butik otel. Hotel La Capria, İtalya'nın Toskana Bölgesi'ndeki Arezzo kentinde yer alan La Striscia'nın sahibi Alexandra La Capria ile İstanbul'daki The Sofa Hotel'in ortaklarından Mete Nisari'nin ortak projesi. Otel Alaçatı'nın en çok odaya ve en büyük metrekareye sahip oteli olmaya aday. 2 bin metrekarelik alana yayılan otelde dördü garden süit olmak üzere toplam 20 oda bulunuyor. Odalar da otelin kalan kısmı gibi geleneksel Türk dokunuşlarıyla zenginleştirilmiş Toskana ve Marakeş tarzında, sofistike bir biçimde dekore edilmiş. 12 ay boyunca açık olacak otel aynı zamanda bir kültür sanat merkezi olarak çalışacak. Otelde her 15 günde bir Türk-İtalyan heykel, resim ve görsel sanatlar sergisi açılacak, ayrıca her çarşamba film gösterimi yapılacak. Otel özellikle İtalyan mutfağına düşkün olanlar için birebir, zira menüsü bizzat La Striscia'nın şefi Gabriella Lavorato tarafından hazırlanmış. Barı Capri Lounge ise otelde konaklamayan müşterilere de açık olacak. Kış aylarında şömine önünde güzel vakitler geçirilmesi için şömine daimi yanıyor. Ufak kitaplığında kitap seçebilir yada kitabınızı değiştirebilirsiniz. Kahvaltınızı otelin teras katında, Alaçatı manzaralı olarak alabilir, sakin ve huzurlu kahvenizi yudumlayabilirsiniz.



Alaçatı deyince asla unutulmaması gereken bir diğer otel Lale Lodge,http://www.kucukoteller.com.tr/lale-lodge Sekiz odalı tesisin sahibi olan Lale Ailesi “rüzgarla dansederken, ruhunuzu dinlendirin” sloganıyla yola çıkmış.  Romantik bir tatile anahtar. Odaların bazılarının balkonunda kocaman jakuziler var, yanlarında da yüzlerce mum. Balayında gelirseniz muhakkak bildirin ve güzel sürprizlere kendinizi hazırlayın. İster balayında gelin, ister tekrar aşık olmaya gelin, ister eşinizle aşk tazelemeye gelin. Ama gelin! Gerçekten orijinal bir fikir tüm maliyetine rağmen hayata geçirilmiş ve hakkı verilmiş. Kışın Alaçatı’nın hafif serin ama ılıman rüzgarı ile üşürken bir anda terasınızda jakuziye sevgilinizle birlikte girerek ısınabilir, yaşanmamış bir romantizm deneyimine imza atabilirsiniz. Sabah uyandığınızda Hakan Bey'in annesinin maharetiyle hazırlanmış börekler ve taze limonata ile bahçeden gelen meyvelere, domateslere, zeytinlere doymak ise mümkün değil.
Onca ara sokak içinde tam da sadece başbaşa olmak, sokaklarda elele yürümek isteyen çifltler için yapılmış yeni, yepyeni bir otel var. Hatta bir de “Romance” adında odası da var. Bu otelin peki adı ne? Son derece akılda kalıcı:

Tashmahal Otel,  . 1864 yılında yapımı tamamlanan bina bölgesel mimar ve ustaların ellerinde titiz bir çalışma ile iki yılda restore edilerek, mevcut sağlam yapıları korunarak, tamamen doğal malzemelerden yapılmış. 8 odası olan otelin hoş bir dinlence keyfi yaşatacak ayrıntılar dikkate alınarak dekorasyonu tamamlanmış. Çinileri, nişleri, orijinal şömine ve duvar süslemeleriyle Alaçatı'nın önemli yapılarından birisi. Hatta bazı oda duvarlarını süsleyen yaklaşık 150 yıllık siyah damarlı mermerlerin şaşırtıcı derecede özenle korunduğunu görünce, gözlerinize inanamıyor ve bir geceliğine bile olsa orada kalmak istiyorsunuz.



İzmir’I geçip şirin beldesi Selçuk civarında bulunan Şirince’ye geldiğimizde, buranın aşığı olarak size Güllü Konaklarıhttp://www.kucukoteller.com.tr/gullu-konaklari öneriyoruz.. İster otel odalarında, ister evlerde kalabiliyorsunuz. Yaz kış açık. Doğanın ve tarihin elele yarattığı mucizeye tanık olmaya, şehirden uzakta doyasıya dinlenmeye ve eğlenmeye davetlisiniz Güllü Konaklarında…Köpek havlamaları, eşşek “aiii”leri, horozlar, tavuklar muhteşem...Eğer daha gitmediyseniz, dar sokakları, lezzetli şarapları ve konuksever halkıyla masalsı bir atmosfere sahip harika bir ortama girmeye, atmosferi yaşamaya hazır olun. Geceleri evlerden veya terastan gökyüzü avucunuzun içinde sanki. Şirince'nin en keyifli otellerinden biri olan Güllü Konakları, kusursuz bir tatil için tasarlanan odaların yanısıra daha kapısında sizleri evinizde hissettirecek evlerle Şirince'de kendinizi doğup büyüdüğünüz yerde sanmanızı sağlıyor. Farklı konseptte hepsi tarz odaları her zevke hitap ediyor.
Uyuyanlar Mağarası, Ayasuluk Kalesi, Meryem Ana Evi, St.Jean Kilisesi, Hadrianus Tapinağı, Celsus Kitaplığı, İsabey Camii, Yedi, Efes Antik Tiyatrosu, Yamaç Evler gibi tarihi hazinelerle çevrili Sirince Köyü, 350 metre yükseklikte muhteşem bir doğa ve zamanın uçup gittiği çeşitli etkinlikler...Kalbinizin bir yarısı Şirince'de kalacak...

Kış geldi. gürültü, patırtı, egzoz kokuları ve ehh İzmir’i geçip Bodrum’a doğru bir uzanayım diyorsunuz. Taş binalarını sarmış begonviller ve zakkumlar içinde bir mekan ‘4 reasons Hotel+Bistro’ biraz klasik, biraz caz, bazen tasavvuf bazen 80'ler. Cadılar bayramı, yılbaşı, bayramlar, kısacası 12 ay açık!
Bodrum-Yalıkavak'ta bulunan bu şirin otelin tek bir misyonu var: Misafirlerini yüzlerinde bir gülümsemeyle evlerine gönderebilmek. Sizce saflık mı bu? Belki… Açıkyüreklilik? Kesinlikle…
Misafirlerini evlerine mutlu gönderebilmelerinin dört ana nedeni var: Huzur. Tasarım. Kalite. Tavır.
Beş duyunuzu da (altıncısı üstünde hala çalışıyorlar) tatmin etmeyi hedefliyorlar. Yalıkavak koyuna bakan manzarası, loft odaları ve tabii etrafı çevreleyen romantik Ege doğasının ortasında kendinizi şımartmak için en doğru kararlardan birisi sizi bekliyor.


Kıyılardan biraz uzaklaşıp Anadolu’muzun incise, yükselen değeri, Nevşehir’in Kapadokyası, Ürgüp’ü.. Anadolu’nun ortasında bir Peri Masalı ülkesi. Burada tarih, mimari, doğal güzellik  ve insan emeği, en güzel şekilde karışmış, birbiri içinde eriyip bu güzellikleri ortaya çıkartmış. Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Kapadokya, dünyanın en eski kalbi. Bu sebeple buraya gelen herkes buraya aşık olmakta, aynı şekilde “O” da her geleni sevip, kucak açıyor. Ürgüp'e yeni bir soluk getiren ise Meleklerevi  7 odası bulunan ve butik otel konseptine uygun olarak hepsi birbirinden farklı dekore edilmiş bir otel. Meleklerevi'nin,  dört tanesi yüzyıllar öncesine dayanan kaya odalardan, diğer 3 odası kaya ve yöresel taş kullanılarak yapılan kemerli odalardan oluşuyor. Her bir odalarına isim vermişler, Hayat, hayal, huzur, umut, keyif, sevgi ve cennet. Bazı odalarında taş şömineler de bulunuyor. Kapadokya'nın büyülü manzarası, gökyüzünün kıpkırmızı renginin kaya mezarları ve peri bacalarına yansıdığı saatlerde teras'ta yerinizi almanızda fayda var. Bu nefis panoramayı izlemek keyfi kaçırılmayacak güzelliklerden. Meleklerevi'nin bahçesinde, güller, hanım elleri, sardunyalar ve mor salkımlar bahçeye renk cümbüşü getirmişler . Ayrıca bu bahçenin başka sakinleri de var; serçeler. Burada serçelerin su içebilmeleri için suluklarından tutun sığınmaları için kafesleri bile düşünülmüş. Artık sabahları uyanırken duyacağınız bülbüllerin şakımalarına ve kuş cıvıltılarına hazır olun! Güne leziz bir köy kahvaltısıyla başlayıp, taze süt, yumurta, çömlek peyniri, domates, reçel, salatalık'tan alacağınız enerjiyle çevreyi doğayı sesleri ve bu “rüya kent”'i, geçmişini,, tarihini keşfe çıkın.


Kapadokya’da şimdilerde mağara evlerin birçoğunun konforlu, tasarımlı ve kendine has tarzı olan şık birer  butik otel’e dönüştüğünü biliyoruz. Bunlardan biride 'Kutsanmış Ev' yani 'Sacred House' http://www.kucukoteller.com.tr/sacred-house . Aristokratik bir konak. Gösterişli şamdanlar, ikonalar, süslü şömineler...Yedi odasının her biri, farklı bir tema; mesela, antikalarla döşeli 'full moon (dolunay) suiti' geniş banyosu ve jakuzisiyle sevgililer ve balayı çiftleri için ideal. Bunun dışında bizleri özel olarak etkileyen, konakta eskiden özel kilise olarak kullanılan (Old Chapel) Eski Kilise. Chapel ufak olan kiliselere deniyor, bizdeki mescit gibi. Konaklamak için hangi alternatifi seçerseniz seçin, sahipleri Turan ve Talin'in, lezzetli Yunan, Türk ve Ermeni tarzı yemeklerini, ikindi çayı ve lezzetli keklerini tatmayı unutmayın. Kristal sürahilerinde taze limonata ve kiraz rengi likörleriniz, o rahat şık tasarımlı mağara odalarında sizleri bekliyor olacak. Tatlı rüyalar...



Nevşehir’den biraz kuzeye çıktığımızda bizi tarihin donduğu yer olan Karabük’e bağlı Safranbolu karşılıyor. Üçbin yıllık tarihi boyunca, Roma ,Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi uygarlıkların yaşadığı  Safranbolu, tarihi İpek Yolu'nun, Kastamonu, Gerede- İstanbul kesimi üzerinde önemli bir konumda yer almış. Dolayısıyla tarihle iç içe bir kaç gün geçirmeye değer bir destinasyon. Büyük şehirlerin karmaşasından ve yoğun temposundan kaçıp kültürel ve tarihi dokuda baş başa vakit geçirmeyi arzu edenler için yeni bir yer keşfettik. Gülevi - Safranbolu, 160 yıldan yaşlı iki konağın restorasyonu sonrasında konuklarına gelenekselliği çağdaş yaşamın gerekleriyle birleştiren kalitede bir hizmet sunuyor. Ev sahibesi Gül Hanım, THY'de 25 yıl uçucu hosteslik, purser'lık, eğitmenlik ve KTHY'de 3,5 yıl yönetim kurulu koordinatörlüğü gibi görevlerde bulunmuş. Eşiyle birlikte sürekli üretmeye alışkın ve insan ilişkilerini seven, önemseyen bir çift olarak emeklilikle birlikte Safranbolu'da yaşamaya karar vermişler. Mimar olan eşi İbrahim Bey ile kendi evleri olan Macunağası İzzet Efendi Konağı'nın restorasyonunda, geçmişte içinde güzel yaşantıların gerçekleştiği ama bugün çökmekte olan binalara yeniden hayat vermenin keyfini unutamadıklarından, hem restorasyon yapabilmek hem de dünya kültür mirası listesinde bulunan Safranbolu'da örnek bir hizmet işletmesi yaratabilmek isteğiyle, Gülevi - Safranbolu'nun temellerini atmışlar. Osmanlı döneminin sadeliği ve asaletini bir arada barındıran motiflerin süslediği kadife ya da tafta sedir yüzleri, elişi perdeleri, işlemeli ahşap tavanlarıyla her biri birbirinden farklı renk ve dokuda, biri süit, biri baş oda olmak üzere 10 birimden oluşan Gülevi ' Safranbolu'da konukları ev sahiplerinin ilgi ve samimiyetlerinin yanında, unutulmuş tatlarla bezenmiş bir menü bekliyor. Şölen havasıyla servis edilen, mevsim meyvelerinden reçellerin eşlik ettiği, özel olarak seçilmiş antika bakır sahanlar içinde mis gibi tereyağında pişirilmiş yumurtalı kahvaltıları burada konaklama nedenlerinizden sadece biri olabilir. Canbulat çifti konuklarına aynı zamanda çevre gezileri ve rehberlik hizmetleri konularında da yardımcı oluyor.

Türkiye’nin içinde kendinizi bambaşka bir dünya içinde bulacağınız Mardin ise hem Dünya’nın çatısı olarak adlandırılıyor hem de tam bir müzekent. Gece ışıklarının şehrin üzerine yansıması, geniş bir gökyüzü  ve neredeyse dokunulabilecek kadar yakın yıldızlar ... Gittiğinizde unutulmaz bir deneyim yaşamak istiyorsanız bu şehrin büyüsüne layık bir konaklama mekanı Midyat’ta bulunan Kasr-ı Nehroz http://www.kucukoteller.com.tr/kasri-nehroz-otel olmalı. Teras kısımındaki sedirlere yatarak gece yıldızları, karşınızda duran ve denizi andıran engin mezopotamya ovasını seyretmek inanılmaz keyifli olacak.  Çeşmesi, hamamı ve avlusuyla, fevkalade büyüleyici bir yer. Kendinizi bir şato ya da sarayda sanıyorsunuz . Tarihi ve estetik yapılar Mezopotamya'nın büyüklüğü ve sessizliğiyle birleşince kendinizi bir masalda hissetmemeniz mümkün değil.
Türkiye’mizin sınırlarını aşarak, yavruvatan’ın en romantik otel’i diyebileceğimiz Bellapais Gardens , Girne’nin 5 km doğusunda, beş parmakların eteklerinde kurulmuş, adını 800 yıllık tarihi Bellapais Manastırından almış, şirin bir Akdeniz yamaç köyü…800 yıllık Gotik Bellapais Manastırı’nın yamacında, botanik bir bahçe içerisinde, tarihi Haçlı Yolu üzerindeki otel,  Kıbrıs’ın en büyüleyici mekanlarından. Girne’yi yukarıdan kuşbakışı gören terası, yöreye ait yemeklerinin sunulduğu restoranı, kışın romantik bir atmosferin yaşatıldığı şömine başı fantastik bir seçenek. Doğa yürüyüşleri ve yarım gün Lefkoşa turunun yanısıra haftada bir kez Kıbrıs yemekleri, ziyaretçilerle birlikte uygulamalı olarak pişiriliyor
Sizlere, hayatınızı uzatacak mutluluğu sağlayacak, gönlünüzce ve gönlünüzün sahibiyle romantik tatiller diliyoruz.