Konuk Hikayeleri

Museum Hotel - Kapadokya

Adana’dan bir konuk (bir çift) odasına yeni giriş yapmış. Escape Cave Suite’de kalıyor. Resepsiyonu arıyor hanfendi ve avazı çıktığınca bağırarak “bu nasıl otel kardeşim böyle” diyor. Resepsiyoncu hiç de alışık olmadığı bu tepkiye afallayarak “hayrola efendim problem nedir?” diyor. Kadın aynı üslupla devam ediyor “oda resmen kaya kokuyo yaa!!”  Resepsiyonist gayet sakin bir şekilde “efendim odanız bir kaya suite ve bu sizce de biraz normal değil mi?” Kadın bir süre sessiz kalıyor ve telefonu hiçbirşey söylemeden kapatıyor. 5dk. sonra da konuğun kadının eşi resepsiyona gelip özür diliyor.
Museum Hotel- Kapadokya


Meleklerevi geçmişin izlerini arıyor – Kapadokya

Yağışlı sonbahar gününde yunanlı  bir bayan misafirimiz geldi. Sohbetlerimiz sırasında Kapadokya’ya uzun yıllar önce Türkiye’den Yunanistan’a göç eden dedesinin evini bulmaya geldiğini 5-6 gündür aramasına rağmen bulamadığı için ümitsizliğe kapıldığını ertesi gün ülkesine döneceğini öğrendik. Yıllar önce Ürgüp’te yaşamış dedesinin yazdığı kalın bir kitabın sararmış sayfalarında gezdirdi bizi. Dedesinin yaşadığı evinden çekilmiş karşısında ilginç bir kaya oluşumunu da gösteren eski fotoğrafları inceledik. Mimar olduğumuz için arşivimizdeki eski Ürgüp resimleri ve şehir planıyla, dedesinin çizdiği fakat yıllar içinde değişmiş sokak ve mahallelerin krokisini karşılaştırdık. Evin konumunu anlayınca beraberce o bölgeye gittik. Eğer o kayayı bulabilirsek fotoğrafın çekildiği açıdan evin ne tarafta olduğunu da çıkarabiliriz diye düşündük. Biraz araştırmadan sonra kayayı bulunca eve çok yakın olduğumuzu düşünerek sevinç çığlıkları attık. Fotoğrafın çekildiği cepheyi bulduk ve doğru tahmin olabileceğine inandığımız bir evin avlu kapısını araladık.
Misafirimizle birlikte avluya girdik. İşte o an asla unutamayacağımız bir olaya tanıklık ettik. Maria’nın dedesinin ninesiyle birlikte avluda çektirmiş olduğu fotoğraftaki evin cephesiyle karşılaştık. Maria gözyaşları içinde bize sarıldı ve eski evin her noktasına dedesinin yıllar boyunca ona bir masal gibi anlattığı anılarına dokunur gibi dokundu.
Ertesi gün Maria’yı gözyaşlarıyla uğurladık. Yaşadıklarını ailesine anlatmak için sabırsızlanıyordu!


Sardunaki Konak Otel - Alaçatı

Sezona biraz da geç girmenin telaşı ile bir anda eleman bulma paniğine kapılmıştık. Son derece düzgün gündüz personeli bulmamıza rağmen, gece otelimizde görev alacak çalışan bulamıyorduk. Zaten ben işin başında olduğum için ve ön planda hep ben olduğum için, kusurlarını tolere ederiz düşüncesiyle, oto tamirciliği yapmış, beldemiz gençlerinden fiziği düzgün bir arkadaşı işe aldık. Yapacağı görev tanımını verdik. Kendisini turizm konusunda eğitmek ise bizim insanlık görevimizdi. Sevgili kardeşimiz gerçekten iyi niyetli biriydi ama doğal olarak mesleği ve mesleki tanımları bilmiyordu. Onun için gerek telefonda, gerekse yüz yüze misafirle bırakmamaya çalışırken, bir gün olan oldu. Gelen telefonu benden önce açtı. Konuşma şu şekilde geçti;  - Hayır efendim bizimki tam bir pansiyondur. Yani inşaat bitmiştir. YARIM PANSİYON FİLAN DEĞİLDİR. On odalı, butik hizmet veren, en ince ayrıntılara kadar düşünülmüş küçük otelimizde görevlinin verdiği cevabı duyduğum zaman, merdivenin basamaklarına çökmüş vaziyetteydim
Mehmet Çelik

 
Anatolian Houses - Kapadokya

''Bir misafirimiz otelden ayrılırken arkasından su döktüğümüzde türk kültürünü bilmediğinden dolayı gelip elini yüzünü yıkaması bizi çok güldürmüştü. ''
Anatolian Houses - Kapadokya


Hünnap Han – Adatepe – Kazdağları

Hollandalı gruba aktivitelerle ilgili Türk mutfağını tanıtım amacı ile, yemek yapma etkinliklerini otelimizde Şükran hanım, sertifikalı yemek dersinde, yabancı konuklara ezogelin çorbası uygulaması yaptırıyordu. Turistler çok meraklı olduklarından çorbanın hikayesini istediler, maalesef bu konular bana aitti, kendi kendime ‘Ezogelini nasıl anlatırım diye derin düşüncelere dalıp giderken, aklıma yatan bir senaryo ile, hikayemizi anlatmaya başladım…
Doğa harikası bir Türk köyünde zengin bir toprak ağası ve Gelin adında çok güzel bir kızı varmış, ağa kızının üstüne toz kondurmazmış. Ağanın yanında işçi olarak çalışan ezo adında yakışıklı bir delikanlı varmış, Gelin kız ezo’ya aşık olmuş, bunu duyan ağa ezo’yu köyden kovmuş, ancak her iki aşık birbirine kavuşmak için yanar tutuşurmuş, gelin aşkından gün be’gün erimiş ve yatağa düşmüş, bunu gören ağa, Ezo yu yanına çağırmış ve demişki; ‘bana öyle bir yemek yap ki beğenirsem kızı sana veririm’, çocuk hayatında yemek yapmamış bir gariban, düşünmüş düşünmüş aklına kolay olur diye çorba yapmak gelmiş. Ve ağa çorbaya bayılmış, iki aşık kavuşmuşlar biribirlerine. İşte ezo gelin çorbasının hikayesi bu deyince Hollandalı bayan hanımefendiler çok duygulanarak ağlamaya başladılar.  Düşünürdüm de bir çorbanın İnsanı ağlatmasını hayal bile edemezdim, yabancı konuklar o gün bu uyduruk hikayenin biyografisini de almayı ihmal etmediler. Sonuç olarak bu yaşanan trajikomik olaydan bir ders çıkarmak gerekir. Turizm’de her sunumun ve davranışın bir hikayesi olmalı…
Muzaffer Bayraktar


Sapa Otel – Alaçatı

2007 mayıs sonlarında ilk konuğumuzu kabul etme öncesinde normalde otelimizin üst katlarının bitmiş olması gerekirdi. Ama merdivenler bir gece önce  boyandığı için ve hava o gece yağışlı olduğu için kurumadı dolayısıyla üst katları yerleştirmemiştik. Sonuçta konuğumuzu giriş katındaki odanın birine yerleştirdik. O konuğumuzla o kadar iyi ilişkiler içine girdik ki üst kattaki nevresimlerin ve perdelerin hazırlanması, ütülenmesi ve yerleştirilmesini konukla beraber yaptık, akşamları da terasımızda mangal ve içki muhabbeti de cabası...


Hakan Lale - Lale Lodge

Hatırladığım en komik olay şudur: 3 çift daha önceden birbirlerini tanımıyordu ve tatil sonrası birbirlerini arkalarından su dökerek ve gözyaşları altında uğurlamaları olmuştu. Hakan Lale


Lavanta Otel – Yalıkavak - Bodrum

Yalıkavağın daha meşhur olmadığı zamanlardaydı. Kıpkızıl bir gün batımında Yalıkavak koyu yavaş yavaş maviden laciverte dönerken birkaç misafir ve ben nefis yerel peynirler eşliğinde bazı nadir şarapların tadına bakmaktaydık.  Klasik müzik dinleyerek, içtiğimiz şarapların özelliklerini konuşuyorduk.  Yerel peynirlerde yabana atılacak gibi değil. Acaba hangilerini menüye alsak? Birden başka bir masadan elegant bir misafir hanım peyda oldu. Biz daha gün batımı, müzik, şarap rüyamızdan uyanamadan enerjik bir sesle: "Tosun Bey, bu akşam bir japon masör rica ediyorum" dedi. Benim ve masadaki diğer misafirlerin inanamayan, hayret dolu bakışlarını görünce: "Çinli de olsa olur" diye ilave edip zarif adımlarla uzaklaştı. Tabii ondan sonra bir kaç zaman "japon masör" günün şakası oldu. Hatta bir Hollandalı misafir, "Tosun Bey, lütfen bir sorun. Acaba Hollandalı olsa olur mu? Nede olsa Endonezya bizim kolonimizdi. Ha Japon, ha Çin, ha Endonezyalı" esprisini bile yaptı. Ancak birkaç zaman sonra Yalıkavak' ta bir japon hanımın hakikaten sıhhi masaj servisi verdiğini öğrendik.

4 ODA

KOMŞU KEDİ MUŞMUŞ
Komşumuzun kedisi Muşmuş bizim oteli pek sever. Tam ‘’tok evin aç kedisi’’dir.
Her gün bir ziyaret eder. Sabah kahvaltı saatinde gelir ta tepeye tüner oradan seyreder.
Bir de beni göremezse, bulunduğu noktadan iyice eğilir, beni görene kadar türlü şekillere girer.
Hiç dokunmuşluğum da yoktur kendisine zira öyle laubaliliği sevmez. Ancak, kendini, açık bulduğu aralıklardan odalara girip keyif yapmaya haklı bulur.
Bir Amerikalı, oldukça snop çift, Muşmuş’tan nasibini aldı. Kadın, sabah bana ‘’bu kedi çikolatamızı çaldı, bir şeyler yapın’’deyince ciddi ciddi dinlemek zorunda kaldım.
Nasıl olduysa, açık bulduğu odaya girmiş ve çift dışarıda iken keyfine bakmış.
‘’Bir baktım kocam çikolatasını arıyor. ‘Sen mi yedin?’ diye soruyor. Bir de baktık ki, kocamın
KAŞMİR (üstüne basarak söylüyor bunu) ceketinin üstünde bir kedi ve ağzı kahverengi. Rahat
rahat yatıyor. Kocamın KAŞMİR ceketinin üzerinden nasıl kaldıracağımı bilemedim. Olmaz ki niye giriyor odaya böyle’’ Sanki biz soktuk…
Kedi için bin bir özür, Muşmuş’a yalandan bir kalay ve odaya bol çikolata. Allah’tan kocasının KAŞMİR ceketine zarar gelmemiş. Çikolata ile kurtulduk.


Alaçat Kır evi - Alaçatı

DOK…
Barınağa gitmek üzereyken Kır evi ailesine katılan ve maceraları bitmek tükenmek bilmeyen köpeğimiz… Sevecen, uysal, özgür ve de sık sık aşık olan Labrador kırması… Geçenlerde ‘’Hasta mı acaba?’’ dedirten bir hali vardı… Seçil kontrole geldi, turp gibiymiş… Ama Dok yerinden kalkmak istemiyor, geceleri ağlıyor, yanımıza gelip acayip sesler çıkartarak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu… Hepimiz seferber olduk… Morali yerine gelsin diye en lezzetli yemekleri pişirdik…Nafile…Yine aşık olmuş…Hem de komşu kızına…Kapısının önünde saatlerce nöbet bekliyormuş…Hadi bakalım kolay gelsin DOK!...


4 reasons hotel  - Yalıkavak

“Kalabalık bir yaz akşamında restoranda yaklaşık 20-25  masa vardı, e malum, gecenin sonuna doğru bir çok masa hemen hemen aynı sıralarda hesap istedi. Restoran şefimizin sohbete daldığı bir masa da aynı zamanda hesabı istemiş, hesap gelince misafirimiz kredi kartını uzatmış. Şef de ise yeni başlayan bir komiden pos makinesini istemiş. Kablosuz pos makinelerinin yeni çıktığı zaman, sevgili komi arkadaşımız neden bahsedildiğini pek bilemiyor, biraz da ağır işitiyor olacak, tutup tost makinesini getirmiş. Hem masadakiler, hem personel o gece çok gülmüştük. O günden sonra da bütün sezon boyunca herkes o komiden pos makinesini ister oldu ve kimsenin dilinden kurtulamadı.”


Kalehan – Selçuk

20 senedir turizm hayatının içindeyim pek çok komik olayla karşılaştım, ama sanırım en komiği bundan 5 yıl önce Fransız konuklarımızla ilgili olanı. O gün konuğumuz resepsiyona geldi ve akşam eşinin doğum günü olduğunu ve sürpriz yapmak için pasta yaptırmak istediğini söyledi ve üstüne de Happy Birthday Lyne ( eşinin ismi ) yazılmasını istedi. Bende tabi ki dedim ve devamlı iş yaptığımız Karadeniz'imizin tüm özelliklerine sahip olan  pastane sahibini telefonla sipariş için aradım. Dört kişilik bir çikolatalı pasta yapmasını ve üstüne "Happy Birthday Lyne" yazılmasını rica ettim. Ama telefonda Lyne ismini anlamadı. Ben de hemen "Lüleburgaz, Yozgat, Niğde ve Edirne" diyerek kodladım. Şef bana pastanın üstüne hepsini sığdırmanın çok zor olacağını söyledi. Ben de olacakları tahmin edemediğim için "sen yaparsın, ustaların ustasısın" diye ustaya gazı verdim. Saat 18:00 gibi Ustaların Ustası Karadenizli Mehmet pastayı getirdi bana. "Abi bayağı zorlandım yazıyı sığdırmak için ama başardım" dedi. Ben de şaşırdım ve içime bir şüphe düştü, hemen paketi açtım. Açtığımda gözlerime inanamadım. Pastanın üzerinde "Happy Birthday Lüleburgaz,Yozgat, Niğde ve Edirne" yazıyordu.


Piccolo Mondo - Ağva

Sene 2001 ağustos ayı şiddetli yağmur sonrasında sel tehlikesi geçirdik.
Göksu deresi kapkara çamur halinde denize doğru akıyor. Bir kaç gün sonra
deniz iyice çamur haline dönüştü. Otelimizin iskelesinde konuklarımızdan biriyle sohbet ediyorum, derenin aslında çamur renginde olmadığını, sel sonrası bu renge döndüğünü, hatta
deniz bile yarı beline kadar kahverengi oldu diyorum. Misafirimiz de ‘gülmeyin ama biz hanımla deniz kenarında yürürken hanım bana demek bu renk olduğu için bu denize Karadeniz diyorlar demişti’.


Sümer Evleri – Bodrum

Tesiste büyüyen kaplumbağa Musty, yazın bol yeşillikli bahçede hayatını yaşarken, bir gün üst otopark kapı altından tam dışarı çıkacak iken; yine çevrede doğup büyüyen akıllı 3 kedimizden biri olan Boncuk ile karşılaştı. Boncuk Musty’nin tesis bahçesine geri dönmesi gerektiğini akıl ederek kaplumbağa Musty’nin kafasına doğru hafif hafif pati atıyormuş. Bunu gören, 4 senedir her yaz tesiste konaklayanlardan Ayşegül ve arkadaşları, hayretlerle ve Boncuk kediye övgülerle güle oynaya bu enteresan görüntüyü hepimize haber verdiler. Boncuk ile Musty’e gülerken doğal yaşamdaki iletişim gücüne ve doğaya bir kere daha saygı duyduk.