Cunda adası Ayvalık

Bu Sayfa 682 kere görüntülendi

Eklenme Tarihi : 29.07.2010 16:38

Cunda adası Ayvalık

Cunda Adası, Kuzey Ege’de, Ayvalık’ın yanı başında, Midilli Adası’nın hemen karşısında cennetten kopmuş gelmiş küçük bir Ege kasabasıdır ve çok uzaklara gitmeden de huzurlu ve doğayla içiçe bir tatil geçirilebileceğinin en güzel kanıtıdır. Ege’nin incisi, mis kokulu Cunda adasına bir kere gelen buradan bir daha kolay kolay kopamaz. Cunda, Arnavut kaldırımlı daracık sokakları, sokaklarını süsleyen cumbalı Rum evleri, evlerin cumbalarındaki rengârenk çiçekleri, mis kokulu ada otları ve tertemiz havasıyla misafirlerine unutamayacakları bir tatil imkânı sunuyor. Adanın ilk adını Rumlar koymuş; Moshinos yani Kokulu Ada. Bu adın kaynağının adadaki bitkilerin birbirinden güzel kokular yayması olduğu düşünülmektedir. Cunda, adı gibi hâlâ mis kokulu bir ada. Cunda ismi ise İtalyanca’dan gelmektedir ve “yelken açmak” anlamına sahiptir. Ada, 1922’de Ali Bey’in üstün başarılarıyla Yunan istilasindan kurtarıldığı için adaya Ali Bey Adası adı verilmiştir. Günümüzde ada her iki adı da kullanmaktadır. Nasıl gidilir? İstanbul’dan Cunda’ya gitmek için Yenikapı’dan İDO’nun feribotlarına binmek en rahat ve en kısa yoldur. Feribotla Bandırma’ya kadar gelindikten sonra Susurluk ve Balıkesir üzerinden geçilerek yaklaşık 3 saatlik bir yolculukla Cunda’ya ulaşılır. Cunda her ne kadar “ada” olarak geçse de 1964’ten beri adanın bir köprüyle karaya bağlantısı vardır. Bu köprü Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü olarak kabul edilir. Adaya geçmek için bu yolu da kullanabilirsiniz ama teknelerle geçmek çok daha keyifli olacaktır. Adaya özel aracınızla geçmeniz tavsiye edilmez çünkü yollar çok dardır ve adayı yürüyerek dolaşmak çok daha keyiflidir. Ayvalık’ta konaklamayı seçenler de günübirlik Cunda’ya gelebilirler. Cunda, Ayvalık merkezden kara yoluyla 8 km, deniz yoluyla ise 3 mil uzaklıktadır. Adaya denizden dolmuş motorlarla da geçebilirsiniz. Neler yapılır, nerelere gidilir? Taş Kahve Cunda’nın sembollerinden biri olan yüksek tavanlı Taş Kahve’de mutlaka oturup çay, kahve veya ada çayı içmelisiniz. Burada yapacağınız kahvaltının da tadı damağınızda kalacaktır. Ada halkının buluşma noktası olan bu kahve aynı zamanda turistlerden de büyük ilgi görür. Yapının inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1900’lerin başında yapıldığı tahmin ediliyor. Eskiden ailelere hitap eden bir gazinoyken günümüzde sadece kahvehane olarak çalıştırılmaktadır. Deniz kenarında bulunan Taş Kahve’yi özellikle güneş batmaya yakın ziyaret ederseniz dünyanın en güzel günbatımlarından birine şahit olursunuz, yanında da mis gibi bir dibek kahvesi veya adaçayıyla... Taksiyarhis Kilisesi Adada çok sayıda kilise ve manastır varmış ama zamanla bu yapılar büyük tahribata uğramış ve çoğu tarihi özelliğini kaybetmiş. Bu yıkımlara ve talanlara rağmen hâlen ayakta kalabilen ve adanın en görkemli yapısı olma özelliğini koruyan kilise Taksiyarhis Kilisesi’dir. Adada inşa edilmiş en büyük kilise olan Taksiyarhis’in 1873 yılında yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Kilisenin avlusuna üçgen alınlıklı anıtsal bir kapıdan girilir. Yapı bazilika şeklindedir ki bu mimari özellik Bizans dönemi mimarisinde sık kullanılmıştır. Kilisenin merdivenleri, pencereleri ve kemerleri bölgeye özgü sarımsak taşından yapılmıştır. Kilise 1900’lü yılların başlarında cami olarak kullanılmıştır ve bu dönemde içindeki freskler ve ikonlar büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Günümüze kadar atlattığı bunca tahribata rağmen kilisede hâlen ilgi çeken ikonlar bulunuyor. Bunlar arasında; Yunus peygamberin ve Azrail ve Cebrail meleklerinin tasvir edildiği ikonlar en ilgi çekicileri arasında yer alıyor. Kilise her ne kadar adaya gelen ziyaretçilerin ilgi odağı olsa da bakımsız bırakıldığı için son yıllarda doğa koşullarına dayanmakta zorluk çekmektedir. Ai Dimitri Ta Salina Manastırı Rumlar döneminde adada bulunan en güzel manastır, hiç kuşkusuz, Ai Dimitri Ta Salina Manastırı’dır. Bu manastır Türkler arasında Ayışığı Manastırı olarak bilinir. Manastır, adanın Pateriça bölgesinde yüksek bir tepenin denizle buluştuğu bir noktaya inşa edilmiştir. Pateriça bölgesine keyifli bir yürüyüş yoluyla ulaşabilirsiniz, böylece hem manastırı görmüş hem de Cunda manzarasına farklı bir açıdan bakma imkânı bulmuş olursunuz. Manastır uzun süre özel mülk olarak kullanılmıştır ve bu sayede yıllarca bakımlı kalabilmiştir. Manastıra bakan ve burada yaşayanların vefatından sonra manastır sahipsiz kalmış ve hazine arayanlar tarafından tahrip edilmiştir. Despot Evi Cunda’nın en güzel yapılarından bir diğeri de Despot Evi’dir ve ne yazıktır ki diğer güzel yapılar gibi bu yapı da yıkılmaya terkedilmiştir. Bakımsızlığına rağmen hâlâ görkemli ve göz alıcı olan Despot Evi, adanın görülmesi gereken yüzlerinden biridir. Despot Evi, Yunanistan’ın devlet olduğu gün toplanan büyük miktardaki bağışlarla yapılmış gösterişli bir yapıdır. Binayı inşa ettiren Despot 15 yıl burada yaşadıktan sonra, bina, Osmanlı Hükümet Sarayı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Mübadeleden sonra bina öksüzler yurdu olarak kullanılmış ama bu yurt da başka yere taşınınca Despot Evi yalnızlığına ve yıkıma terkedilmiştir. Agia Triyada Adada inşa edilmiş ilk kilisedir Agia Triyada. Rumlar adada 1922’ye kadar yaşadığı için bu zamana kadar kilise korunmuş ama Rumlar gittikten sonra kilise kendi hâline bırakılmış. O dönemin en güzel kilisesinden, ne yazık ki, günümüze çok az şey kalmış ama yine de Cunda gezinizin bir parçası olmaya değer. Deniz ve güneş... Cunda’yı yaz mevsiminde ziyaret edenler denizin ve güneşin keyfini sessiz, sakin koylarda çıkarabilirler. Cunda’da hemen her yerde denize girilebildiği gibi otellere ait olan halka açık plajları da tercih edebilirsiniz. Plajlar, denizin tadını çıkarmak için en güzel alternatiflerden biri. Ortunç Plajı, Cunda’nın mavi bayraklı plajlarından biri. Ortunç Koyu’na dilerseniz günübirlik gelip denizinden yararlanabilirsiniz, dilerseniz de plajın arkasındaki otelde konaklayabilirsiniz. Cunda’da geçirilecek yazların vazgeçilmezi tabii ki tekne turları. Günübirlik bu turlar sabah saatlerinde yelken açıyor ve akşam günbatımına yakın geri dönüyorlar. Havaya ve rüzgâra uygun bir rota seçiliyor ve Cunda’nın irili ufaklı, birbirinden güzel doğa harikası koyları bir bir geziliyor. Koylara gelindiğinde yolculuğa ara veriliyor, böylece yolcular yürüyerek ulaşamayacakları koylarda yüzme imkânı bulunuyor. Ne yenir, ne içilir? Cunda’da birbirinden leziz deniz mahsüllerini ve Girit mutfağının çeşitli lezzetlerini tadabilirsiniz. Balık lokantaları Cunda’nın sahil yolu boyunca sıralanmıştır. Hepsi hemen hemen aynı fiyata, benzer menüler sunar, size sadece hangi lokantada yemek istediğinizi seçmek kalır. Cunda’da her türlü balığı tadabilirsiniz ama Cunda’ya gitmişken özellikle yemeniz gereken balık Cunda’nın en meşhur balığı olan papalinadır. Lokantanızı seçerken Papalina olup olmadığını sorarak seçim yapmanızda fayda var, çünkü artık papalina her lokantada bulunan bir balık değil. Cunda taze, lezzetli ve çok çeşitli deniz mahsülleriyle meşhur olduğu için sadece balıkla yetinmemenizi tavsiye ederiz. Kabuklu deniz mahsülleri, balık kokoreçi ve deniz börülcesi mutlaka tatmanız gereken lezzetlerden sadece bir kaçı. Ayrıca kabak çiçeği dolması ve fener kavurma da Cunda’nın sunduğu spesiyaller arasında. Ege’ye özgü radika, hindiba, istifna gibi otlardan yapılmış mezeleri de masanızdan eksik etmeyin. Yemeğinizin üstüne bir de dibek kahvesi içmezseniz olmaz. Bu kahve, kahve çekirdeklerinin özel dibek taşlarında öğütülmesiyle hazırlanır ve Cunda dışında nadir bulunur. Kahvenizin üstüne tatlı olarak da Cunda’nın misafirlerine sunduğu taze pişmiş meşhur ada lokmasını tadabilirsiniz. Cunda’nın yemeklerinin lezzeti yağından gelir. Zeytinyağının en lezzetli ve en kalitelisini burada tadabilirsiniz. Cunda’ya gelenler genellikle tadıp beğendikleri bu yağlardan satın alırlar, hatta sevdiklerine hediye olarak zeytinyağı götürürler. Zeytinyağı satış merkezlerinden çeşit çeşit şişelerde zeytinyağı satın alabilirsiniz. Nerde kalınır? Cunda’da büyük ve konforlu 4-5 yıldızlı otellerden, küçük ve sevimli pansiyonlara kadar her tür konaklama tesisi bulunuyor. Son yıllarda butik otellerin sayısında da ciddi bir artış olmuştur. Ayrıca Cunda’nın korunan yüzü taş evlerden bazıları da restore edilerek pansiyon olarak işletilmektedir. Doğayla daha içiçe bir konaklama için özel kamp alanlarını tercih edebilirsiniz. Adanın arka tarafındaki kumsalın ormanlık alanında kurulan Ada Kamping, hem deniziyle hem de sunduğu imkânlarıyla size güzel bir kamp tatili yaşatabilir.