Öykü Evi nde yazdığı öykü ödül getirdi

Bu Sayfa 806 kere görüntülendi

Eklenme Tarihi : 9.09.2013 12:13

Öykü Evi nde yazdığı öykü ödül getirdi

Ayşe Gaffaroğlu, Kapadokya’nın Ayvalı Köyü’nde, üç odalı küçücük bir konuk evil sahibi. http://www.kucukoteller.com.tr/oyku-evi-cave Yıllar sonra, doğduğu bölgeye dönüp kendisine yeni bir hayat kurdu. Köye geldiği zaman ilk işi bir kütüphane oluşturmak oldu.

Her gün çocukları toplayıp okuduğu öykülerle onlara hayal kurmayı öğretti. Ayvalı Köyü’nün soğuk kış gecelerinde öyküler yazıp ruhunu ısıtan Gaffaroğlu’nu ne hastalık, ne iş, ne ekonomik sıkıntılar durdurdu. İçindeki yazma isteği her geçen gün büyüdü ve sonunda hayallerini gerçekleştirdi...
Gaffaroğlu Nevşehir doğumlu. Babası bankacı olduğu için çocukluğu her tayinde başka bir kasaba, başka bir okul ve başka arkadaşlarla geçti. Arkadaşlıklar kısa süreli olduğundan ne dertlerini paylaşabildi onlarla ne de sırlarını. O da çareyi yazmakta buldu. Ne yaşadıysa satırlara döktü, satırlar sırdaşı, elinden düşürmediği günlüğü en yakın arkadaşı oldu.
Ortaokula başlayacağı yıl, babasının tayini Mardin Mazıdağ’a çıktı. Yüz erkek öğrencinin arasında tek kız olmanın zorlukları ile baş etmeye çalıştı. Erkek çocuklarının dalga geçmelerine tek başına göğüs germeyi öğrendi. Tek şansı, o dönemde İstanbul’dan sürgün gönderilen öğretmenlerinin eğitimine katkısıydı. Yazdığı kompozisyonlar, dilbilgisindeki eksikleri nedeni ile istediği gibi olmuyordu. Dilini düzeltmek için kitaplarla dost oldu. Arkadaşsız geçen yılların en büyük katkısı kitap okumayı sevmekti. 
Lise dönemi Bursa’da geçti. Kız lisesinde yatılı okumaya başladı. Ancak ne derslere ne de kız öğrencilere alışamadı ve ilk yıl sınıfta kaldı. Birçok derse katılmadığı günleri kütüphanede geçirdi. Sonunda okulu bitirdi, üniversite sınavında başarılı olamayınca bir bankada çalışmaya başladı.
Bir yıl sonra yeniden sınava girdiğinde aldığı yüksek puana rağmen bu kez aile büyükleri “Okusan da okumasan da sonunda çocuk bezi yıkayacaksın. Hazır işin var, para da kazanıyorsun. Evlen, evinin kadını ol” deyip evlendirdiler.
Evlilikle birlikte hayatı değişti Ayşe Gaffaroğlu’nun. Geleneklerine bağlı bir aileye gelin olmanın zorlukları yaşandı. Çocuk, banka, ev işleri arasında kitap okumaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Kitaplar onun hayal dünyasını besleyen, zorluklarla baş ederken ona güç veren en yakın arkadaşlarıydı. İkinci çocuğu doğduğu zaman işten ayrılmaya zorlandı. Altı yıl evde oturduğu dönemde bütün sıkıntılarını, eşine, ailesine söyleyemediklerini, içindeki isyankâr ruhu yazıya döktü.
Çocuklar biraz büyüdüğü zaman, üniversite okumaya karar verdi. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi İşletme bölümüne kaydını yaptırdı. Yeniden çalışmaya başladı. Artık boş bulduğu her dakikayı ders çalışarak geçiriyordu. “Üniversiteliyim” diyebilmenin coşkusu ile dört yılda okulu bitirdi.
BİR KİTAP OKUDU HAYATI DEĞİŞTİ
Yazar Oruç Aruoba’nın “Yürüme” kitabından çok etkilenen Ayşe Gaffaroğlu, yaşamını değiştiren süreci anlatırken “Aruoba’nın kendini çözme felsefesi aynada kendimi görmemi sağladı. İlk kez, ‘Ben ne istiyorum? Benim hayatımda ne var?’ diye kendime sordum. Ruhum bedenime sığmaz oldu. Yıllardır bastırdığım isyankâr ruhum fışkırmaya başladı ve eşimden ayrılmaya karar verdim. Çünkü evlilik ikimizin de ruhunu çürütüyordu” diyor.
“Ne ev, ne eşya... İki çocuğumu alıp evden ayrıldım. Haritayı açtım ve kendime bir yer baktım. Deniz kenarında olsun istedim ve Mudanya’yı seçtim.” Bu karar Ayşe Gaffaroğlu’nun yıllarca bastırılmış isyankâr ruhunu özgürlüğe kavuştururken, öykü yazmaya başlamanın ilk adımlarını da atmasını sağladı. Zeytinbağı kasabasında ilk öykülerini yazdı. 
1999 depreminden sonra iki çocuğu ile Ankara’ya yerleşti. Ankara’ya gelir gelmez Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın Yaratıcı Yazma Seminerleri’ne katıldı. O dönemde arabası için yazdığı bir öykü, Erendiz Atasü tarafından beğenilip bir de “Sait Faik gibi yazıyorsun” denince dünyalar onun oldu. Uğur Mumcu Vakfı’nda tanıştığı yazar arkadaşlarının kurduğu “Sokak Yazarları” gurubuna girmek, yaşamını değiştirdi. 41 yaşına geldiğinde çocukluk hayalleri gerçekleşmiş ve öykü yazmaya başlamıştı.
Radyolarda, dergilerde öyküleri yayınlandıkça daha çok okuyup daha çok yazmak istedi. Yazmak onun için bir yaşam biçimi haline geldi. Ancak artık üniversite çağına gelen çocuklarını okutabilmek için daha çok çalışması ve para kazanması gerekiyordu. Bir sabah iş akdi fes edildi. Emekliliğine ve yaş haddine beş yıl varken işsiz kaldı. Evde yemek hazırladı mahalle esnafına sattı, direksiyon dersi verdi, baklava yaptı, zeytinyağı sattı... Sonunda Ankara Emek mahallesinde bir lokanta devraldı. 
Üç yıl canını dişine takıp çalıştı ve lokantasını marka haline getirdi. Çocukları okullarını bitirirken o da lokantayı satıp doğduğu yere; Ürgüp’e döndü. Ayvalı köyünde, harabe halinde mağara odalardan oluşmuş bir yer alıp restore etti ve bu köyde yaşamaya başladı. Düzenini kurduktan sonrada ilk işi yıllardır biriktirdiği kitapları ortaya çıkarmak oldu.
İMAMIN EVİ KÜTÜPHANE OLDU
Ayvalı köyünde imamın oturduğu ev boşalınca, binayı çocuklar için kütüphane haline getirdi. Her gün birkaç saat kitap okuyup sohbet ederek hayal kurmayı öğretti çocuklara. Hayallerin üzerine azimle gitmek gerektiğini, bu köyün dışında da bir yaşam olduğunu anlatmaya çalıştı. Şu anda kütüphanede üç bin kitap ve internete bağlı üç bilgisayar var ve köyün çocuklarından kimi üniversiteye hazırlanıyor, kimi hemşirelik eğitimi alıyor, kimi okul ödevlerini kütüphaneden aldığı kitaplarla yapıyor. 
Ayvalı köyüne yerleştikten bir süre sonra bağırsaklarında kanserli hücre bulunan bir polip olduğunu öğrendi. Bu dönemde de öykülerini yazmaya devam etti. “Yaşamım boyunca pek çok dost kazandığımı ve zenginleştiğimi fark ettim. Ayrıca her sabah güneşle yeni bir güne uyanmanın ne büyük bir zenginlik olduğunu öğrendim. Bana ölecekmişim gibi davrananlara inat, otelin ilk odasını yaptım. Kötü bir mağarayı yaşanabilir hale getirmek benim için çok büyük bir hazdı. Ben bu oteli yaparken, burada bir gece geçiren insanların bir öyküsü olacağını düşündüm ve otelin ismini de Öykü Evi koydum” diyor.
Kuzineli sobada patates keyfi
Gaffaroğlu, Öykü Evi’ne sükuneti, huzuru arayanların gelmesini istiyor. “Sabah kabak çiçeklerinin açışını seyretmeyi anımsamalı insanlar. Kapadokya vadisini bizimle yaşamalılar. Buraya gelenler isterlerse mutfağa girip yöresel yemekleri yapmayı öğreniyorlar. Bahçeden domates, maydanoz topluyorlar. Ev yapımı reçel, tereyağı, peynir köyden... Kuzineli sobada patates keyfini yeniden yaşıyor gelenler” diyor.
Hayallerimden geçen treni yazdım
Ayvalı köyünün soğuk kış gecelerinde yazdığı öykü ile Devlet Demiryolları kurucusu Behiç Erkin adına düzenlenen yarışmada ikincilik ödülü kazandı. Tren geçmeyen bir yerde hayallerinden geçen bir treni yazan Gaffaroğlu’nun ödüllü öyküsünde küçük bir köy istasyonunda çalışan kızın gelin olması anlatılıyor. “Türkiye’de iki çocuklu yalnız yaşayan kadınların yaşamı her zaman zordur. Türk kadınının özünde bu ülke ve şartları ile başedebilme gücünün var olduğuna inanıyorum. Fakat kadınların bunun için kendilerine izin vermeleri gerekiyor” diyor.Kaynak: Hürriyet http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/14658453.asp ( 8 mayıs 2010 )