×

Dört Günde Budapeşte Nasıl Gezilir ? 628 Görüntüleme

Orta Avrupa'nın Paris'i olarak tanımlanan Budapeşte'nin esasında bu analojinin dışında ve üzerinde çok fazla özelliği barındırıyor.  10 sene önce şehri ilk defa ziyaret ettiğimizde romantik bir Orta Avrupa şehriyken, bu sefer hızla dönüşmüş ve güzelleşmiş haliyle karşıladı bizi.  Budapeşte, CNN ve Conde Nast Traveler tarafından "Dünyanın en Yaşanır Şehirleri" listesinde 1 numarada, Financial Times'da "Geleceğin Avrupa Şehirleri" arasında birinci, "Avrupa'nın Yatırıma En Uygun Şehirleri" listesinde ise 5. Sırada yer alıyor.  Şehri gezerken yaklaşık 150 yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kaldığını hatırlayarak ortak bir tarihi paylaşmanın getirdiği yakınlığı hissediyorsunuz.  Üstüne üstlük Türkler'i de çok seviyorlar : =)

Tek şehir, iki yaka durumu burada da var çünkü Tuna Nehri şehri Buda ve Peşte olarak ikiye ayırıyor. Paris havasını yaratan unsurlar ise gece ihtişamlı aydınlatmalarla süslenen köprüler (en bilineni 375 mt uzunluğundaki Chain Bridge) ve Champs Elysees'ye benzetilen Andrassy ut.   Buda, şehrin batı tarafında yer alıyor ve tepenin üzerinde kurulduğu için yerleşim bölgesi olarak kalmış.  Şehrin şaşırtıcı derecede canlı ve hareketli tarafı gece hayatının aktığı Peşte tarafı…


Şehri gezmeye başlayabileceğiniz ve panoramik olarak iki tarafı da görebileceğiniz yer Buda Kale Bölgesi (Castle District). Biz ilk günümüzü bu bölgeye ayırdık.  Havanın da güzel olması sayesinde Chain Bridge'den yürüyerek, Buda tarafına geçtik.  Burada Kale Bölgesi'ne çıkmak için ister füniküleri kullanabilir, isterseniz de özel kale turlarından birini alabilirsiniz. Özel tur fünikülerle hemen hemen aynı fiyata geliyor ve oldukça geniş bir bölgeyi duraklar arası yürümeden dolaşabiliyorsunuz. İsmi her ne kadar Buda Kalesi olsa da burası şehrin Old Town tabir edilecek bölgesi.  Unesco tarafından koruma altına alınmış bu alanda birçok minik café, dükkan ve restoran da bulunuyor.  Hatta birçok rehberde Budapeşte'nin en iyi fine-dining restoranlarının arasında gösterilen Pierrot da bu bölgede yer alıyor.  Macar mutfağıyla Fransız mutfağını harmanlayarak ün kazanmış bir şefin restoranı ve gitmek isterseniz mutlaka önceden rezervasyon yaptırmalısınız.  Kale 13. yüzyılda yapılmış fakat içindeki Barok saray (Alexender Palace) 1749 - 1769 yılları arasında inşa edilmiş.  Bugün saray farklı müzelere ev sahipliği yapıyor.  Macaristan Ulusal Galerisi (Hungarian National Gallery) ; Gotik, Rönesans, Barok gibi birçok farklı dönemden Macar sanatçıların eserlerinin sergilendiği Budapeşte'nin en özel müzelerinden biri.  Dönemsel olarak geçici sergiler de denk gelebilirsiniz.  20 Ekime' kadar Dali'den Magritte'e Sürrealist Akım sergisi devam ediyor.  ( https://en.mng.hu/ ) Budapeşte Tarih Müzesi, Ulusal Szechenyi Kütüphanesi, Matthias Kilisesi, Fisherman's Bastion, Hospital in the Rock, Buda Tower ve Museum of Military History Kale Bölgesi'nde görebileceğiniz diğer noktalar… Hepsine zaman ayırmak biraz yorucu olsa da, arada şirin cafélerde soluklanın, bir Gulaş çorbası için kendinize gelin : Eğer günbatımına kalırsanız, Fisherman's Bastion'da seyrine doyum olmaz bir manzara görebilirsiniz. 

Buda'da turistik gezinizin önemli bir bölümünü tamamlamış oluyorsunuz. "Peki Peşte'de bizi neler bekliyor?" diye sorarsanız, buyrun Peşte notlarımıza bir göz atın:


Great Market Hall

Macar mutfağı bize ne kadar yakın tartışılır, ama Great Market Hall kesinlikle bizi kalbimizden vurdu diyebiliriz.  Yapımı 1897 yılına dayanan ve çatısı rengârenk kiremitlerle döşenmiş pazar yerinde Macar şarapları, meşhur paprika (Macaristan üretimi kırmızı biberler), lezzetli peynirler, şarküteri, ve en önemlisi Macar mutfağının spesiyallerini tadabileceğiniz yerel restoranlar ve büfeler mevcut.  Yerel lezzetlerden bahsetmişken tatmak isteyenlere gulaş, hortobagyi palacsinta ( kırmızı biber soslu kıymalı krep), langos (sarımsak soslu ve peynirli pişi) tavsiye edebiliriz.  
Great Market Hall bize yetmez derseniz nokta atışıyla muhteşem lezzetlere ulaşacağınız bir adres daha öneriyoruz: Hold utca Market Hall'da Stand25 Bisztró, Michelin yıldızlı bir şefin açtığı bir büfe.  Burada şefin günlük olarak değiştirdiği mönüde yerel yemekleri daha rafine dokunuşlarla tadabiliyorsunuz.


St. Stephen's Basilica (Aziz Stefan Bazilikası)

Macaristan'ın en ihtişamlı kilisesi ve şehrin hangi tarafında olursanız olun gözünüzden kaçamayacak kadar güzel.  Macaristan'ın bağımsızlık mücadelesini yöneten Kral Stefan adına inşa edilmiş. Kilise, detaylı mermer işçiliği ve içindeki sanat eserleriyle gerçekten göz kamaştırıcı.  Bir de Aziz Stefan'ın mumyalanmış sağ eli sergileniyor

Bazilika'yı gezdikten sonra etrafındaki şık restoranlara ve şarap barlarına uğrayabilirsiniz.  Sokaklar çok keyifli ve hareketli.


Macaristan Parlemento Binası

Buda tarafından karşıya bakarsanız Tuna Nehri'nin kenarında Budapeşte'nin en muhteşem yapılarından biri olan Parlemento Binası'nı görürsünüz.  1873'te Buda, Peşte ve Óbuda şehirleri birleşerek Budapeşte'yi oluşturduğunda, yeni bir parlemento binası ihtiyacı olduğu görülmüş ve yaklaşık 19 yıl üren inşaate başlanmış.  Parlemento binasını önceden online bilet alarak gezmenizi öneriyoruz, zira kalabalık bir sırayla karşılaşma ihtimaliniz yüksek.  Peşte tarafında nehir boyunca yürümeye devam ederseniz bir takım heykeller ve "Shoes on the Danube" yani nehir kıyısındaki ayakkabıları görebilirsiniz.  Bu ayakkabılar 1944-45 yıllarında nehir kenarında öldürülen Yahudilerin anısına orada bulunuyor.


Dohany Street Synagogue (Dohany Sokağı Sinagogu)

Dünyanın 2. en büyük, Avrupa'nın ise en büyük sinagogu Dohany, Budapeşte'nin sembollerinden biri olarak 1854 yılında inşa edilmiş.  Yahudi nüfusunun yoğun olduğu Budapeşte'de Jewish Quarter (Elizabethtown da deniyor) isimli bölgede yer alıyor.  2. Dünya Savaşı trajedisiyle nüfusun önemli bir kısmını kaybeden Yahudiler için burası ayrı bir önem taşıyor.  Sinagoga giriş ücretli ve rehberli turlara katılırsanız sinagogun mimari özellikleri ve Yahudiler'in savaş öncesi ve sonrası hayatıyla ilgili bilgiler öğrenebiliyorsunuz. Hemen yakınındaki Wallenberg Anıt Parkı ve Yahudi Müzesi de görülmeye değer.


House of Terror

House of Terror'da komünist ve faşist rejimlerin Macaristan'da bıraktığı korkunç tahribatı ve yaklaşık 700,000 kişinin hayatına mal olan dönemin izlerini görmek bile insanı dehşete düşürüyor.  Bina Gizli Servis ve Naziler tarafından bir hapishane olarak kullanılmış.


Kahramanlar Meydanı (Hösök Tere)

Budapeşte'nin en uzun ve en şık caddesi Andrássy ut'u gezerken House of Terror, Devlet Opera Binası, Güzel Sanatlar Müzesi gibi listenizdeki birçok yeri görme imkanı bulabilirsiniz.  Tabi bu sırada biraz zarara da uğrayabilirsiniz, zira Michael Kors, Moncler, Gucci gibi mağazalar sıra sıra dizilmiş vaziyetteler.  Andrássy'nin sonunda sizi Kahramanlar Meydanı karşılar. Burada Macaristan'ın kuruluşunda önemli yere sahip devlet adamlarının heykelleri ve bu kişilere atfedilmiş bir anıt bulunuyor.  


Meydanın karşısındaki köprü sizi Şehir Parkı Varosliget'e çıkaracaktır.  Budapeşte park konusunda hayli şanslı diyebiliriz, Varosliget dışında Tuna'nın ortasında kocaman bir adayı (Margaret Adası / Margit-sziget)  park olarak kullanıyorlar.  Varosliget'de tabi ki göletlerin arasında bisiklete binebilir, hava durumu izin verirse çimenlerde piknik yapabilirsiniz.  Turistik gezintinize çok hoş ve dinlendirici bir mola olacaktır.  Hatta dinlenme olayını bir üst seviyeye çıkarmak isterseniz size harika bir öneriyle geliyoruz:  Széchenyi Termal Hamamı


Budapeşte'nin en meşhur ve turistler tarafından en fazla ilgi gören kaplıcası… Széchenyi'nin tarihi Roma dönemine dayanıyor ve Osmanlı'nın etkisiyle içeriye hamamlar eklenmiş.  Yine de olay bizdeki hamam / kaplıca konseptinden biraz daha farklı çünkü eğlence boyutu da düşünülmüş.  Açık / kapalı havuzlarda zaman zaman partiler düzenleniyor ve ortam club havasına bürünüyor.  Partileme amacınız yoksa masajınızı alıp dinlenme odalarında bir güzel rahatlayabilirsiniz : Széchenyi dışında daha az turistik termallerle de ilgiliyseniz, Gellért'deki Rudas SPA'yı tavsiye ederiz.


Budapeşte'de Yeme İçme ve Eğlence Hayatı

Budapeşte'nin bizde en çok iz bırakan tarafı gece/gündüz yaşayan bir şehir olması.  Nüfusu 2 milyonu altında fakat şehirde birkaç üniversite bulunuyor ve uluslar arası öğrenci sayısı yadsınamayacak kadar fazla. Dolayısıyla Pazar günü sokağından kedi bile geçmeyen Avrupa şehirlerine göre çok daha fazla restoran / café ve bar alternatifi sunuyor bizlere…

Budapeşte'de bir Ruin Bar eğlence anlayışı var, kabul etmek lazım.  İlk duyduğunuzda fazlasıyla "underground" bir çağrışım yapsa da bu tecrübeyi yaşamadan Budapeşte'den ayrılmayın deriz.  Hikayeleri gerçekten ilginç; 2. Dünya Savaşı'nda harabeye dönmüş binaları, hiçbir yerini restore etmeden bar haline dönüştürmüşler.  En eski ve en meşhur Ruin Bar bütün Budapeşte rehberlerinde bahsedilen Szimpla Kert.  Tarzı kesinlikle eklektik; eski kasetler, balık ağları, piller, aklınıza gelmeyecek birçok obje dekorasyonda kullanılmış. Kalabalık sizi yıldırmasın, üst kattaki odaları mutlaka keşfedin.

Ruin Bar'lar dışında Özellikle Elizabethtown (Jewish Quarter) olarak adlandırılan bölgede irili ufaklı çok fazla bar, restoran ve café bulabilirsiniz.  Mazel Tov'u hemen listeye alın, hem Orta Doğu mutfağını farklı dokunuşlarla yorumluyorlar.  Barı da olduğu için sadece müzik dinlemeye ve bir şeyler içmeye de gidebilirsiniz.  Daha sofistike bir arayış içindeyseniz Andrássy ut' da Hotel Moments'ın altındaki Bistro Fine iyi bir alternatif olur.  Ayrıca daha önce bahsettiğimiz St. Stephen's Basilica meydanına açılan sokaklarda İtalyan, Japon ve fine-dining tarzı Macar restoranlarını bulabilirsiniz.  Bunlar da biraz fiyatlı ama hep şarap mönüleriyle hem de ambiyanslarıyla hakediyorlar.  Budapeşte'ye gelmişken bir nehir turu yapmayı düşünüyorsanız bunu akşam yemeğinde yapmaya ne dersiniz! Turistik evet, ama gece Tuna bir başka dostum :)



Viyana ve Paris'teki patisserieler'i aratmayacak lezzette tatlılar deneyebileceğiniz bir şehir Budapeşte… Yediğimiz hiçbir tatlı bizi hayal kırıklığına uğratmadı.  New York Café ve Vörösmarty meydanındaki Gerbaud  Budapeşte'nin en bilinen cafélerinden, şehrin eski havasını solumak istiyorsanız mutlaka uğrayın.  Elizabethtown'daki Sweet'i tesadüfen keşfettik ama kendisine vurulduk.


Bizim gibi vitrindeki her tatlıyı denemek gibi bir çılgınlık sakın yapmayın!
Kahvaltısına bayıldığımız döne döne her sabah Eggs Florentine ve Eggs Benedict yediğimiz Cirkusz'u öneri listemizin en üst sırasına alıyoruz.  Pazartesi dahil her sabah kapısında bekleyenler görebilirsiniz.  Dolayısıyla saati kurup gitmenizi öneriyoruz :)

Budapeşte'de Konaklama

Budapeşte'de konaklama önerileri için http://www.thesmallhotels.com/budapest-hotels sayfasına göz atın!



Favorilere Ekle
Favoriler