Sahil Pansiyon
Marmaris’in virajlı yollarını geride bırakıp yokuştan aşağıya, Selimiye’ye doğru süzülürken insan ister istemez derin bir nefes alıyor. Ege ile Akdeniz’in o meşhur kesişim noktası, coğrafyanın sunduğu en büyük sakinlik vaatlerinden biri olabilir.
Eski adı Losta olan bu sakin balıkçı kasabası, 15 yıl öncesine kadar sadece denizden ulaşılan saklı bir cennetmiş. Karayolu açılsa da merkezin o gürültülü kulüpleri, kalabalık plajları buraya hiç uğramamış. Sahil boyu sıralanan balık lokantaları, minik dükkanları ve göl gibi durgun koyuyla Selimiye, hâlâ ölçülü kalmayı başarmış çok özel bir destinasyon.
Orhan Pamuk bir kitabında mutluluğun büyük anlarda değil, tekrar eden küçük alışkanlıklarda saklı olduğunu söyler.
Selimiye’nin girişindeki o sakin koyda, Buruncuk Mevkii’nde yer alan Sahil Pansiyon (@selimiyesahilpansiyon ) tam olarak bu hissi yaşatıyor bana. Hikayesi tam bir aile emeği. Anne ve babanın, kızları Nigar ve Begüm’ün isteğiyle beş odalı başlattığı bu yolculuk, bugün dokuz odalı bir sığınağa dönüşmüş. Marangozluk işlerini üstlenen damat Tekin Bey idari işleri yürütürken, diğer damat Hasan Bey ise mutfakta harikalar yaratıyor.
Bahçede kendi yetiştirdikleri sebzelerle hazırlanan tabaklar tam anlamıyla kusursuz. Özellikle Hasan Bey’in hazırladığı ahtapot, buralarda haklı bir şöhrete sahip. Dut ağacının gölgesinde, bahçeden geçen kedileri izleyerek sabah kahvenizi içerken zamanın ne kadar yavaş aktığına şaşırıyorsunuz. Buranın en güzel geleneği olan “saat beşte çay ve kurabiye ikramı” da fiyata dahil. Saat beş olunca tüm misafirlerin bahçede toplanıp sakinliği paylaşması paha biçilemez.
Bölgeye gelmişken günlük tekne turuna çıkmak şart. Akşamüstü ise Söğüt tarafına geçip enfes manzarasıyla bilinen Teras Söğüt Restaurant’ta (@terassogutrestaurant) gün batımını izlemek harika bir fikir.
Yine Söğüt’te bulunan Denizkızı Restaurant’ı (@denizkizisogut) listenize eklemelisiniz; Simi Adası’na bakan konumu ve taze deniz ürünleriyle son dönemin en rafine adreslerinden biri.