İki Oda Bir Avlu
İstanbul’u bırakıp bir köyü canlandıran çiftin hikayesi.
İki oda, bir avlu | Babakale Çanakkale
Asya kıtasının en batı ucu, Midilli’nin tam karşısında sessiz bir balıkçı köyü: Babakale. Osmanlı’nın inşa ettiği son kale hâlâ burada duruyor, hâlâ aktif bir balıkçılık ve bıçakçılık geleneği yaşıyor. Sokaklarda tavuklar ve keçilerle karşılaşmanız, yolda durup beklemeniz çok mümkün. Yılkı atları çevrede özgürce dolaşıyor, her gün başka bir gün batımı izlenebiliyor.
2020’de İstanbul’daki şehir hayatını bırakıp buraya yerleşen bir çift, o dönem Babakale’de neredeyse hiç konaklama seçeneği olmadığını fark etmiş. Köy daha çok günübirlik ziyaretlere açıkmış. Onlar burada “yavaş tatil” fikrinin daha keyifli deneyimlenmesi gerektiğini düşünüp kolları sıvamışlar: iki oda ve bir avludan oluşan eski bir taş evi aslına uygun şekilde elden geçirmişler. “Misafirlerimiz neye ihtiyaç duyar, nasıl bir tatil hayal eder” sorusunu kendilerine sorarak yola çıkmışlar. Evdeki ve bahçedeki her renk, her detay kendi elleriyle şekillenmiş, şantiyede bizzat çalışmışlar. Beş senedir, yılın her döneminde misafir ağırlıyorlar.
Tasarımda özenle korudukları şeyler var: binanın ana yapısını bozmadan odaları küçük ama samimi bırakmışlar, taş duvarları ve orijinal kapıları korumuşlar, ahşap zemini saklamak yerine parlatarak öne çıkarmışlar. Bahçedeki yaşlı dut ağacına ve ekşili lezzetiyle sevdikleri asmaya hiç dokunmamışlar, oldukları haliyle bırakmışlar. Misafirlerin en çok beğendiği şey de bu: bir köy evinin nasıl bu kadar konforlu olabildiğine şaşırıyorlar. Sabah kuş sesleriyle uyanmak, sokakta tavuk ve keçilerle karşılaşmak, eşsiz gün batımlarına tanıklık etmek burada birkaç günlüğüne de olsa gerçek bir “yavaş yaşam” deneyimi sunuyor.
Kullanılan zeytinyağı bölgenin kendi zeytin ağaçlarından geliyor. Sabun, şampuan ve duş jeli de yine yöredeki yerel lavanta üreticilerinden temin ediliyor.
✏️ Pratik bilgiler: evcil hayvan ve çocuk misafir kabul ediliyor.
Küçük Oteller’e özel %10 indirim kodu “yavaş tatil”. 7 gece ve üzeri konaklamalarda bu indirim geçerli, ayrıca özel bir plaj seçeneği de sunuluyor.
Fiyatlar sabit yayınlanmıyor, telefonla öğrenilebiliyor.
Konaklamanın ötesinde bir de sosyal boyutu var: İki Oda Bir Avlu, ilk günden beri Babakale Çocuk Evi projesini yürütüyor. Köyün çocuklarını büyük şehirlerden gelen eğitmenlerle buluşturup atölyeler düzenliyorlar; bu eğitmenler zaman zaman kendileri de misafir olarak kalıp hem tatillerini geçiriyor hem gönüllü olarak köy çocuklarıyla bir araya geliyorlar. Kış dönemi için daha uzun konaklamaya uygun kapalı bir alan projesi de gündemlerinde, en kısa zamanda hayata geçirmeyi planlıyorlar. Her sene misafir geri bildirimlerini dinleyip özlerine sadık kalarak küçük yenilikler yapıyorlar. Kendi tarifleriyle onları butik yapan şey: tüm detayları el emeği olan, bu yüzden başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz özgün bir evde konaklama deneyimi sunmaları.
Konum bir olay. Kuzey Ege’de, Midilli adasının karşısındaki bu balıkçı köyünde doğanın kenarında değil, tam merkezinde kalıyorsunuz. Evden yürüyerek ulaşılan küçük taşlık bir plaj var, iskeleden merdivenle denize giriliyor. Eylül ve Ekim aylarında bile yüzülebiliyor; Babakale için “sarı yazın en güzel destinasyonu” denebilir. Biraz daha donanımlı, kumlu bir plaj isteyenler için 10 dakika mesafede cafe, şezlong ve şemsiyesiyle Akliman plajı bulunuyor.
Assos’un Kadırga koyu, Sivrice ve Sokakağzı tarafları da günübirlik deniz seçeneği olarak tercih edilebiliyor, buralara araçla yaklaşık 30-40 dakika mesafedeler. Assos’un merkezine ise araçla yaklaşık 35-40 dakikada, sahil yolunu takip ederek ulaşılıyor; yani sabah Babakale’de yüzüp öğleden sonra antik kenti gezmek, akşam köye dönmek gayet mümkün. Ama ben başka yere gitmezdim buradayken.
Çevrede yapılabilecekler de az değil. Osmanlı’nın son inşa ettiği kaleyi gezip Asya kıtasının en batı ucunda olduğunuza dair bir sertifika alabiliyorsunuz, bu belge dünyada sadece iki yerde veriliyor: biri burada, diğeri Avrupa kıtasının en batısında, Portekiz’de. Yerli kalamarı denemek, bir bıçak ustasının atölyesini ziyaret edip el yapımı bir bıçak sipariş etmek mümkün. Çınaraltında oturup karadut suyu içerken yerel halkla sohbet edilebiliyor, çarşıdaki yeni nesil kahve dükkanına uğrayıp plaja geçmeden kahveyi almak öneriliyor. Yerli hanımların yaptığı yerel lezzetler, eski bir gelenek olan rengarenk el emeği kapı ipleri de hediyelik olarak akılda tutulmalı.
Ayvacık köylerini ziyaret etmek de sakinliği ve doğasıyla ayrı bir öneri; gezerken yolda hoş kafelerde soluklanmak mümkün.
Burada daha önce kaldınız mı, yoksa Babakale’yi ilk kez mi keşfedeceksiniz?