
Şöyle Bir Karadeniz Yolculuğuna Çıkmak için 8 Neden
Karadeniz’e gitmek aslında biraz denizin hırçınlığını hissetmek, biraz da yeşilin binbir tonuna karışmak demek. Yolda ilerlerken kulağına horon sesleri çalınır, gözünün önünden sislerin içine saklanmış köyler geçer. Bir anda kendini yaylada otlayan keçilerin arasında bulursun, az ileride ise çayın taze kokusu sarar etrafı. Karadeniz insanı da doğası gibi içtendir; sofranda sıcacık mısır ekmeği, hamsi tava ya da mis gibi kuymak bulursun. Havası sürprizlidir; bir anda yağmur başlar, bir anda güneş açar. Ama işte tam da bu sürprizleriyle, her virajında yeni bir manzara ve her durağında ayrı bir hikâyeyle seni kendine çeker Karadeniz. Karadeniz'in kültürü, doğası, havası ve insanlarıyla ne kadar eşsiz ve orijinal bir bölge olduğunu bilmeyen yok. Artık bu güzelliklerin ünü ülkemizin sınırlarını aştığı için Karadeniz, turizmde önemli bir yer edinmeye başlıyor. İçimizi titreten ezgileri, türküleri ve tatlı balığın lezzetli yemekleriyle, sıcacık insanlarıyla gerçekten de ölmeden önce görülmesi gereken bir yer Karadeniz. Hem de sadece birkaç nokta değil, tamamıyla Karadeniz'i görmek gerekiyor. En güzel zamanları ise ilkbahar ve yaz ayları. O zamanlar, yeşilliklerin canlandığı, deniz suyunun ısındığı zamanlar… Peki, bu sezon sizin için Karadeniz mi var? Zaten gitmek için bir "hadi" mi bekliyordunuz?
Karadeniz Yolculuğuna Çıkmak için 8 Neden
Karadeniz’e yolculuk dediğin biraz denize bakıp dalmak, biraz sislerin içinde kaybolmak, biraz da bir köy evinde taze demlenmiş çayın dumanını koklamak demek. Her adımda farklı bir renk, her köşede bambaşka bir hikaye çıkıyor karşına. Bazen yaylada özgürce koşan atları görüyorsun, bazen fırtınalı bir günde dalgaların kayalara çarpışını izliyorsun. Karadeniz seni sadece manzaralarıyla değil, insanının sıcaklığı ve içtenliğiyle de sarıp sarmalıyor. Bir kere gidince, aklının bir köşesinde hep o yeşilin tonu, o hırçın dalganın sesi kalıyor.
Karadeniz’in Yeşili Başka: Karadeniz’e adım attığında ilk fark ettiğin şey o yeşilin tonu olur. Sanki bildiğin yeşil değil, yepyeni bir renk gibi gözünü doldurur. Yağmurun bereketiyle büyüyen ormanlar, kocaman ağaçlar, her köşede farklı bir bitki… Yürüdükçe temiz havayı içine çekersin, akciğerlerin bayram eder. Doğayla pek aran yoksa bile buradaki manzaraları görünce için kıpır kıpır olur, kendini doğaya daha yakın hissedersin.
Denizi mi Yaylası mı?: Karadeniz’de bir gün denize girip dalgalarla oynayabilir, ertesi gün kendini yaylada sislerin arasında bulabilirsin. Plajda bütün gün miskinlik yapma seçeneğin de var, sırt çantanı alıp dağlara çıkma ihtimalin de. İstersen kamp yap, istersen bir yayla otelinde kal, seçim sana kalıyor. Karadeniz’i özel kılan şeylerden biri de bu çeşitlilik.
Tarihin İzleri: Doğa kadar tarih de her adımda karşına çıkar. Sümela Manastırı’nı görmeden dönmek neredeyse imkansız. Dağın yamacına tutunmuş hali bile başlı başına büyüleyici. Zil Kalesi’nin heybeti, Sinop Cezaevi’nin ürpertici hikayeleri, Yason Kilisesi’nin sessizliği ya da Safranbolu evlerinin nostaljik atmosferi, tarih meraklılarına her köşede ayrı bir hikaye anlatıyor.
Yayla Keyfi: Ayder, Pokut, İkizdere yaylaları sanki kartpostaldan çıkmış gibi. Sabah uyandığında sisin dağların eteklerinden süzüldüğünü izlemek, gündüz taze ot kokusunu içine çekmek, akşam serininde yıldızların altında oturmak… İstersen küçük otellerde kal, istersen çadırını kur. Karadeniz’in yaylaları gerçekten de ruhu dinlendiren bir başka dünya.
Karadeniz Mutfağı: Bu bölgenin mutfağı başlı başına bir keşif. Mis gibi kokan mısır ekmeği, uzadıkça uzayan muhlama, hamsinin binbir hali, Laz böreği… Tatlıdan tuzlaya, baldan fındığa kadar her lokmada ayrı bir tat saklı. Çayın en tazesini burada içersin, Anzer balını bir kaşık tattığında da doğanın hediyesini hissedersin. Karadeniz’de yemek sadece karnını doyurmaz, anı olur.
Göllerin Büyüsü: Karadeniz’de göller sanki masalın içinden çıkmış gibi. Uzungöl’ün etrafındaki dağ manzarası, Artvin Karagöl’ün dinginliği, Yedigöller’deki rengarenk yapraklar, Abant’ın huzuru… İlkbaharda açan çiçeklerle başka bir güzellik, sonbaharda yaprakların dökülmesiyle bambaşka bir tablo sunar. Bir bankta oturup sadece gölü seyretmek bile insana iyi gelir.
Adrenalini Arayanlara: Doğanın sakinliğini bırakıp biraz heyecan arıyorsan Karadeniz seni yarı yolda bırakmaz. Çoruh Nehri’nde rafting yaparken kalbin hızlanır, suyun sesi kulaklarında çınlar. Fırtına Deresi de en az onun kadar coşkuludur. Macera sevenler için bu dereler gerçek bir oyun alanı gibidir.
Şelalelerin Serinliği: Karadeniz’in şelaleleri yaz sıcağında insanı serinleten en güzel kaçışlardan biri. Mençuna’nın coşkulu suları, Palovit’in güçlü akışı, Tomara’nın tertemiz berraklığı ve Gelinpınarı’nın huzur veren dinginliği her biri farklı bir ruh taşıyor. Fotoğraf çekmeyi seviyorsan bu manzaralar sana eşsiz kareler yakalama fırsatı veriyor. Aslında en güzeli suyun kenarına oturup gözlerini kapatmak ve sadece o çağlayanın sesine kendini bırakmak.
Karadeniz'de yer alan En Güzel Küçük Otelleri görün ve hemen rezervasyonunuzu yaparak seyahatinizi planlamaya başlayın!